Things A Little Bird Told Me

15047594_201312091912
Things A Little Bird Told Me” is Twitter co-founder Biz Stone’s autobiography. It focuses mostly on his career, starting from designing book jackets to working for Blogger with Evan Williams. It talks about his time at Odeo, why they failed, and how Twitter was born out of a hackathon at Odeo as the company was looking for a buyer. Most of the book is about early days of Twitter, from initial traction at SXSW to getting a $500 million acquisition offer from Facebook and power plays at Twitter’s board of directors about previous CEOs Jack Dorsey and Evan Williams.

Interesting stories:

  • “Steven Spielberg wanted to build a giant, realistic mechanical shark in order to shoot scenes of the scary beast attacking people. But making that full-size shark became a budgeting nightmare, so Spielberg came up with a low-budget solution. He decided to shoot from the shark’s point of view.”
  • “When they first built the University of California at Irvine they just put the buildings in. They did not put any sidewalks; they just planted grass. The next year, they came back and put the sidewalks where the trails were in the grass.”

On careers and running a company:

  • “Opportunity is manufactured. If you make the opportunity, you’ll be first in position to take advantage of it.”
  • “Success isn’t guaranteed, but failure is certain if you aren’t truly emotionally invested in your work.”
  • “In order to succeed spectacularly, you must be ready to fail spectacularly.”
  • “I had moved out to California to work with Evan Williams, not with Google. When I wanted to get the job at Blogger, I’d visualize myself working there.”
  • “Graphic design is an excellent preparation for any profession because it teaches you that for any one problem, there are infinite potential solutions.”
  • “If you have a list of people you don’t want to lose at any cost, don’t wait until they quit to offer them more money and more stock options.”
  • “If you want the ice to melt faster, you break it up to expose a greater surface area to the warmer air than would be exposed if you left the ice in a solid block. The same is true if you’re trying to effect more positive change. Theoretically you should start multiple successful companies and then leave them to smart people to run.”

On building products:

  • “If you don’t love what you’re building, if you’re not an avid user yourself, then you will most likely fail even if you’re doing everything else right.”
  • “Limiting my options gave me a place to start. Embrace your constraints. They make you better.”
  • “Making a feature optional is like throwing it into the junk drawer. Instead, it’s our responsibility to decide what makes the most sense.”
  • “Phones are the hyperlinks of humanity.”

Overall, it’s an easy read. You’ll enjoy it if you’re interested in learning about Twitter’s early days, also check out Hatching Twitter for more detailed coverage.

May 18, 2014


Benim Adım Kırmızı

bak

Romanda anlatılanlar kadar, kullanılan dil ve üslup da keyif verdiği için Türkiye’deyken anlatımından zevk alabileceğim Türkçe bir roman arayışına giriştim. Masumiyet Müzesi‘nden çokça memnun kaldığım için havaalanından Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı” kitabını alarak ayrıldım.

İnsanların kitapları ilk satırlarını okuyarak satın almaya karar verdiğine olan inancından mıdır bilinmez, Orhan Pamuk’un giriş cümlelerine özel bir dikkat gösterdiğini düşünürüm. Benim Adım Kırmızı da, “Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde.” cümlesiyle başlıyor. Detaylı tasvirler ve uzun anlatımlar barındıran 500 sayfalık bu kitap kolay okunuyor diyemem ama hikayedeki merak öğesi insanın heyecanını korumaya yetiyor ve hızlıca bitirilmesine yardımcı oluyor.

Mabel Matiz’in “Sultan Süleyman” şarkısı eşliğinde okuduğum bu tarihi polisiye romanda ilk dikkatimi çeken kullanılan anlatım tekniği oldu. Her bölüm başka bir karakterin ağzından anlatılıyor, bazen iki karakter arasında yaşanan olay arka arkaya ikisinin gözünden de gösteriliyor. Bununla yetinmeyen Orhan Pamuk, bir atı, ağacı, parayı, kırmızı rengini, ölümü veya şeytanı da kitabında konuşturuyor. Romanında bu anlatım tekniğini kullanmasını Orhan Pamuk’un fark yaratmak istemesi, belki de bir romancı olarak kendisine bir zorluk yaratarak meydan okuması olarak düşündüm. Orhan Pamuk’un muazzam hayal gücünü ve romantik bakış açısını bir kenara bırakırsak, en sevdiğim özelliği kitaplarını kurgularken bir mühendis yaklaşımı sergilemesi, hiçbirşeyin tesadüf olmaması: “Sanata değil, matematiğe, zeka oyunlarına değer veren kalabalık bir mühendis ailesinde yetiştim…Mimarlık kitaplarını okuyarak (mimarlık eğitimi aldığım için, zevkle yaptığım birşey), ocağın, kuyunun yerini, ikinci katın planını, odaların evin içinde yerleşimini de zevkle hayal ettim ve Şeküre’nin babası ve çocuklarıyla yaşadığı evin planını daha romanın başındayken dikkatle çizdim.. Tarihi romanda birinci tekil şahıs doğrudan bir gerçeklik duygusu vererek, romancının okurda yaratmak istediği “orada,o mekanda, o günde” olduğu yanılsamasına yardım eder” diyerek açıklıyor bu seçimini…

4 yıl boyunca araştırma yaparak yazdığı bu roman da diğerleri gibi yazarın hayatından izler taşıyor. Şeküre aynı zamanda annesinin adı, Şeküre’nin oğullarının Orhan ve Şevket olması da tesadüf değil, çünkü Orhan Pamuk’un kardeşi Şevket Pamuk. “Babasız geçen aile hayatımızın mahrem ayrıntılarını romanıma olduğu gibi taşıdım. Sık sık ortalıktan yok olan babam, romanda olduğu gibi İranlılarla savaşa değil, Paris’e egzistansiyalist kahvelerine şiir yazmaya gider, bizler de hep onun dönüşünü beklerdik.” diyor. Bu yüzden annesi Şeküre’nin ağzından anlatılan son bölüm, “Her zaman asabi, huysuz ve mutsuzdur ve sevmediklerine haksızlık etmekten hiç korkmaz. Bu yüzden Kara’yı olduğundan şaşkın, hayatlarımızı olduğundan zor, Şevket’i kötü ve beni olduğumdan güzel ve edepsiz anlatmışsa sakın inanmayın Orhan’a. Çünkü hikayesi güzel olsun da inanalım diye kıvırmayacağı yalan yoktur.” diye bitiyor.

1591 yılında İstanbul’da karlı kış günlerinde geçen kitabın geneline masalsı bir hava hakim. Kitabın en sevdiğim kısmı Elif, Be, Cim diye Leylek, Zeytin ve Kelebek lakaplı karakterler tarafından anlatılan, nakkaşlık üzerine masallar oldu. Orhan Pamuk’un romanlarındaki kadın-erkek ilişkilerinin takıntılı aşklar, yıllar süren bekleyişler içermesi, karakterlerin birkaç kişi arasında gelgitler yaşaması “mutlu aşk yoktur” dedirtiyor. Osmanlı İmparatorluğunun duraklama döneminde geçen öykü, Batı’da Frenk ressamların perspektif tekniği ile herhangi bir mana veya hikayeden yoksun olarak yaptıkları resimler ile Doğu’lu nakkaşların bu değişimden dolayı yaşadıkları iç çatışmalarını yansıtıyor. İslamiyet inancına göre üslubu küçümseyen, bir nakkaşın üslup sahibi olmasını veya imza atmasını yadsıyan bakış açısını anlatıyor. Uzun yıllar çıraklık gerektiren, hüner, özveri isteyen, mistik bir yönü olan nakkaşlık ile ilgili insanda saygı uyandıran bu kitabı, kendi mesleğimle parallellikler bulduğum için mi bu kadar sevdim acaba?

Kitaptan sevdiğim alıntılar şöyle:

  • “Minareli birinci hikaye, nakkaşın hüneri ne olursa olsun kusursuz resmi yapanın zaman olduğunu gösterir. Haremli, kitaplı ikinci hikaye, zamanın dışına çıkmanın tek yolunun nakış ve hüner olduğunu gösterir.”
  • “Nakkaşları teşhis etmek için kullanılan bu usul “nedime usulü” diye bilinir. İşin püf noktası, resmin kalbinde yer almayan, önemsenmeyen ve hızla çizilen ve hep tekrarlanan ayrıntılar bulmaktır.”
  • “Nakşetmek hatırlamaktır… Bir zamanlar Allah dünyayı en eşşiz haliyle görmüş ve gördüğü şeyin güzelliğine inanarak onu kullarına bırakmıştı. Biz nakkaşların ve nakşı severek ona bakanların işi, Allah’ın görüp de bizlere bıraktığı bu harika manzarayı hatırlamaktı. Her kuşak nakkaşın en büyük ustaları, bütün hayatlarını koyup gözlerini kör edene kadar çalışarak, bir büyük gayret ve ilham ile Allah’ın görün dediği bu harika hayale ulaşmaya, onu nakşetmeye çalışıyorlardı… Birbirlerinin eserlerini hiç görmemelerine ve üstelik aralarında yüzlerce yıl olmasına rağmen, eski üstatların bir ağacı, bir kuşu, hamamda yıkananan bir şehzadeyle kederli bir genç kızın pencerede duruşunu, zaman zaman, bir mucize gibi birbirleriyle tıpatıp aynı çizmelerinin nedeni buydu.”
  • “Eski üstatlar bütün hayatlarını verdikleri hünerlerini, renklerini ve usullerini değiştirmeyi büyük vicdan meselesi yaparlardı. Şimdikiler gibi alemi bir gün Doğu’daki şahın, öteki gün Batı’daki hükümdarın gör dediği gibi görmeyi şerefsizlik sayarlardı.”
  • “Enişten yüzünden, her birini çocuğumdan daha çok aşkla sevdiğim, yirmi beş yıl üzerlerine titreyerek yetiştirdiğim usta nakkaşlarım da bana ve bizim bütün nakış gelenklerimize ihanet ettiler ve Padişahımız artık böyle istiyor diye Frenk üstatlarını hevesle taklide başladılar. Bizler, nakkaş milleti, önce bize iş veren Padişahımızın değil, hünerimiz ve sanatımızın kulu olursak Cennet’i hak ederiz.”
  • “Bir yaştan sonra, Behzat ile aynı rahleye otursa da nakkaş gördükleri yalnızca gözünü şenlendirir, ruhuna huzur ve heyecan verir, ama hünerini zenginleştirmez. Çünkü nakış gözle değil, elle yapılır ve el, değil Üstat Osman’ın yaşında, benim yaşımda bile çok zor öğrenir artık.”
  • “Kusurlarımı söyle. Hünerine rağmen nakış aşkı için değil, göze girmek için nakşettiğini söyledi. Nakşederken seni en sevindiren şey, resme bakanların alacağı zevki hayal etmekmiş. Oysa nakşetmenin kendi zevki için nakşedebilmeliymişsin.”
  • “Nakkaşın hüneri, hem şimdiki anın güzelliğine pürdikkat kesilip her şeyi bütün ayrıntılarıyla ciddiye almaya, hem de kendini fazlasıyla ciddiye alan bu alemle araya, bir adım geri çekilip bir aynaya bakar gibi, bir şakanın mesafe ve marifetini koymaya dayanır.”

Her roman ile Orhan Pamuk’u daha yakından tanırken, ona olan hayranlığım da ister istemez artıyor. Masalsı anlatımıyla insanı başka bir zamana ve mekana götüren yazar, arka planda dönemin sorunlarını ve İslam sanatının felsefesini anlatıyor. Bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

May 14, 2014


The Hard Thing About Hard Things

the_hard_thing_about_hard_things__building_a_business_when_there_are_no_easy_answers__ben_horowitz__9780062273208__amazon-com__books
Ben Horowitz is a successful figure in tech industry, I was curious to read what he had to say without even knowing what his book was about. Turns out, it’s meant to be a guide for CEOs. Nevertheless, it helped me understand why certain things are the way they are in my current company. It contains lessons he learned from his time at Netscape and Opsware. Here are some highlights:

  • Do you know what’s cheap? Flowers. But do you know what’s expensive? Divorce
  • In top dojos, in order to achieve the next level, you must defeat an opponent in combat at that level. This guarantees that a new black belt is never a worse fighter than the worst current black belt.
  • When someone learns to drive a race car, one of the first lessons taught is that when you are going around a curve at 200 mph, do not focus on the wall; focus on the road. If you focus on the wall, you will drive right into it. Focus on where you are going rather than on what you hope to avoid.
  • In high school football, being able to handle fear is 75% of the game.
  • I follow the principle of the Bushido — the way of the warrior: keep death in mind at all times. If a warrior keeps death in mind at all time and lives as though each day might be his last, he will conduct himself properly in all his actions.
  • If you survive long enough to see tomorrow, it may bring you the answer that seems so impossible today.
  • Startup CEOs should not play the odds. It matters not whether your chances are nine in ten or one in a thousand; your task is the same.
  • Whenever a large organization attempts to do anything, it always comes down to a single person who can delay the entire project.
  • In any human interaction, the required amount of communication is inversely proportional to the level of trust.
  • Every manager must lay off his own people.
  • Hire for strength rather than lack of weakness.
  • After putting economics aside, I found that there were two primary reasons why people quit: (1) They hated their manager; generally the employees were appalled by the lack of guidance, career development, and feedback they were receiving. (2) They weren’t learning anything: The company wasn’t investing resources in helping employees develop new skills.
  • Perhaps the CEO’s most important operational responsibility is designing and implementing the communication architecture for her company.
  • The primary thing that any technology startup must do is build a product that’s at least ten times better at doing something than the current prevailing way of doing that thing.
  • People open up to feedback far more if you start by complimenting them, then give them the difficult message, then wrap up by reminding them how much you value their strengths.
  • If you are very early on in a very large market and you have good chance of being number one in that market, then you should remain stand-alone.
  • Build a culture that rewards – not punishes – people for getting problems into the open where they can be solved.

If you’re in a leadership position or CEO of a company, this book is for you. Otherwise, you won’t get much signal from it …

March 12, 2014


<< Older Posts

sarp centel

Sarp is a software developer. He writes about technology, books and software.
social web
linkedin
twitter
instagram
facebook
github
stackoverflow
quora
btcfiyat
microblog
If it takes less than two minutes, do it now. @sarp
books i've read recently
Things A Little Bird Told Me
Benim Adım Kırmızı
The Hard Thing About Hard Things
Humans of New York
Remote
popular posts